KAPLICA

“ZEYTİN İLİCESİ”NDEN ILICA KASABASI’NA

Güzel Türkiye’mizin Akdeniz Bölgesinde, Doğu Toroslar üzerinde K.Maraş iline bağlı, dağların arasına sıkışmış ve kendi imkanlarıyla kabuğunu yırtmaya çalışan, adeta masallardan fırlamış gelmiş gibi büyülü; kayıp bir kenttir Ilıca kasabası. 
Peki nasıl geldi Ilıca bu günlere..?

Şimdi, isterseniz hep beraber mazide bir tur yapalım:
Aslında, Ilıca’yı “ılıca” yapan sıcak suyun varlığı tarihten beri hep vardı zaten. Ilıca’da, Türkiye Cumhuriyeti’nin binlerce köylerinden birisiydi; Süleymanlı (eski adıyla Zeytun bu yüzdendir ki yıllarca “zeytin ilicesi” olarak anılmıştır.) nahiyesine bağlı kendi halinde…

Kaplıca suyu, daha bir bina içine alınmadan bir kayanın kovuğundan çıkarken ve üzeri çınar dallarıyla örtülürken bile, geleni boş çevirmez şifa dağıtırmış cömertçe. 
Yıllar ilerledikçe tanınmış; tanındıkça da büyümüş. 
Büyüdükçe de yeni binalar inşa edilmiş. 
Tabî sıcak su da bir bina içinde, devam etmiş şifa dağıtmaya. Yalnız, binalar dediysek şimdiki gibi modern binalar değil elbet.
Gerek toprak damlı, duvarları çamurla sıvalı; gerekse gelişi güzel yapılmış, dört duvarlardan oluşan, hücreleri andıran mimarisiyle daracık pencereli; sıra sıra odalı yapılar işte…
O zamanlar elektrik yoktu Ilıca’da.
Gündüzleri kahvehaneler jeneratör çalıştırarak film oynatırlardı videolarında. ( O yıllarda tanıdık biz “Battal Gazi”yi,. “Çöpçüler Kralı”nı. Çünkü yasaktı tek kanallı TRT televizyonunda bu filmler.) 
Akşamları ise Hıdır Emmi’nin un değirmenindeki dinamodan, yada bir traktörün kasnağından elektrik verilirdi köye.
Eh, körde olsa yanardı köy merkezindeki evlerin ışıkları. 
Tabî kenar mahallelerdeki yerleşik halk; tüm Türkiye’ olduğu gibi “Özallı yıllar”da tanıştı elektrikle. 
Bu arada M.T.A yeni bir sıcak su daha buldu ve çıkarttı yüzeye.
Bol sıcak suyla coştu halk .Salalar verildi camilerden, kurbanlar kesildi, ümitler, hayaller arttıkça arttı çıkan suyla birlikte. 
1987’ye gelindiğinde, Özal Hükümetinin TBMM’de çıkardığı yeni bir kanunla, belde statüsüne kavuştu ve belediyelik oldu. 
1989 ara seçimleriyle birlikte Ilıca, artık beş mahalleden oluşan bir kasabaydı ve Ilıca’nında artık bir “belediye reisi” (Mehmet Kaçmaz) vardı. 
Belediyeciliğin gerektirdiği kanunlar ve yasalar çerçevesinde, yeni yerler imara açıldı. Yeni, modern, konforlu otel ve pansiyonlar inşa edildi. 
Zaten eski ve ilkel yapılara müsaade edilmiyordu artık belediye tarafından. Ilıca’ya gelen insanların rahatı, memnuniyeti, sağlık koşulları daha ön plana çıkıyordu artık. 
Belediye hamamı ve termal tesislerinin (Vali Saim Çotur Kaplıcaları) yapılmasıyla şehir düzlük alana doğru hızla yayıldı. 
Eski verimi ve popüleritesini yitiren ve dik merdivenlerle inilen ne hamamın, ne de binaların yüzüne kimse bakmaz oldu artık.
Bütün bu koşullara bağlı olarak, gerek belediye bünyesinde; gerekse özel sektörde ve de gerekse kasabanın büyümesiyle, yeni iş yerleri açılmasına paralel olarak, ortaokul ve lise kurulmasıyla birlikte, kasaba çevre köylerden az da olsa göç almaya başladı..

Bunlarla birlikte ve Türkiye’deki hızlı nüfus artışının beraberinde, Ilıcadaki yerleşik nüfusta da önemli artış olmuş ve kasaba nüfusu 4.000’leri buldu. 
Yaz aylarında ise sezonun açılmasıyla birlikte kasaba nüfusu 40.000’leri bulmaktadır. Ve de bu oran, her yıl yeni tesislerin açılması, yapılan yerinde hizmetler ve tanıtımlarla birlikte hızla artmaktadır.
Bu gün ise, belediyenin tüm imkanları kullanılarak ve zorlanılarak, gelen misafirleri daha memnun; daha mutlu etmek için çalışılmaktadır.
Her gün yeni bir tesis, yeni bir park, yeni bir bahçe, yeni ve modern bulvarlar yapılmakta; halka sunulmaktadır.
Ilıca; modern otel ve pansiyonlarıyla, tertemiz yayla havasıyla, temiz, düzenli, huzurlu, cıvıl cıvıl atmosferiyle dürüst insanlarıyla ve en önemlisi tabî ki şifalı kaplıca suyuyla ziyaretçilerini büyülüyor ve bölgesindeki bütün kasabaları kıskandırıyor.

RESMİ TARİHÇESİ
Antik dönemden beri kullanılagelen Süleymanlı ve Ilıca Kaplıcası tarih boyunca çeşitli uygarlıklara hizmet vermiştir. Bu bölgenin Bizans döneminde Mezopotamya’yı, Orta Anadolu ve İstanbul’a bağlayan yol üzerinde olması gelişimini hızlandırmıştır. 
Süleymanlıda Bizans döneminden kalma ikisi sağlam, üçü harabe halinde 5 kilise bulunmaktadır.

Bunun yanında Roma dönemine ait ve şu anda kullanılan 3 gözlü bir meydan çeşmesi bulunmaktadır. Çağın Bizans dönemine ait kalıntıları buraya açık hava müzesi görüntüsü vermektedir.1302 tarihli (1886) Osmanlı salnamelerinde, Zeytin Kazasından bahsedilirken; Kasabaya yarım saat uzaklıkta Kaplıca ve manastırdan bahsedilmektedir.

Yapılan araştırmalarda, M.S 500-600'lere kadar bu yörede kaplıca olduğu bilinmektedir.

Ilıca kasabasında 1880’lerden itibaren kaynağın bulunduğu dere içerisinde iskân başlamıştır. 1950;de 570 nüfuslu köy iken kaplıca kullanımının getirdiği sağlık turizmi ekonomik canlılık ve potansiyele dayalı olarak hızla büyüyen ve gelişen ılıca 1989 yılında kasaba statüsüne kavuşmuş bu aşamadan sonra çok daha hızlı gelişmiş ve bu gün bugün 3 – 4 bin civarında bir yerleşik nüfusa ulaşmıştır.Tatil dönemlerinde bu nüfus 40 binlerle ifade edilir bir rakama ulaşmaktadır. Zira bu dönemlerde Hakkâri’den İstanbul’a hatta Yurt dışına kadar yayılan bir coğrafyadan insanlar bu şifa kaynağına beldeye akın etmektedir.

Kahramanmaraş İli merkezinden 68 km. uzaklıkta olan beldeye ulaşım, Kahramanmaraş Ankara karayolundan Suçatı mevkiinden ayrılarak 24 km. içtedir. Yol asfalttır. Seyahat süresince doğa harikası görsel noktalar karşımıza çıkar. Suçatı’ndan itibaren Ilıca Kasabası merkezine kadarki olan 24 km’lik yolun 12 km’lik kısmı Menzelet barajının sahil şeridini takip etmektedir. Kasabada çok fazla sayıda ve her bütçeye hitabeden pansiyon ve her türlü ticari faaliyet mevcuttur.






ANASAYFA | KURUMSAL | RESİM GALERİ | KAPLICA | İLETİŞİM | 3 Boyutlu Gezi |
Copyright © 2018     Halil Oğlu Apart Otel